Anketler

Hizmelerimizden Memnun musunuz ?
 

Kimler Çevrimiçi

Şuanda 2 konuk çevrimiçi

 
 
FireBoard
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş ya da Kayıt.    Kayıp Parola?
KÖPEKLERIN KOKU ALMA YETENEKLERI VE KANSER TANISI (1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
EN ALT Cevapla Beğenilen: 0
BAŞLIK: KÖPEKLERIN KOKU ALMA YETENEKLERI VE KANSER TANISI
#236
admin (Yönetici)
Yönetici
Gönderiler: 120
graph
Şu An Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
KÖPEKLERIN KOKU ALMA YETENEKLERI VE KANSER TANISI 3 Ay, 1 _FB_DATE_WEEK önce Karma: 0  
Prof.Dr. Tamer Dodurka-Popüler Bilim Dergisi

Köpeklerin dünyayı gözüyle değil burnuyla gördüğü, hatta burnuyla tanıdığı söylenir. Gerçekten onun olağanüstü koku alma yeteneği insanoğlunu her zaman şaşırtmıştır. Bir bardak üzerindeki parmak izinin kokusunu günler sonra hissedebilir; kızgınlığa gelmiş dişi bir köpeğin kokusunu rüzgar uygunsa kilometrelerce öteden algılayabilir. Koca kamyonun gizli bölmelerinden birine saklanmış, koku sızmasın diye etrafı kaynakla kapatılmış ve koku engelleyici maddeler içersine gömülmüş uyuşturucuyu metrelerce uzaktan tereddütsüz bulabilir.
Bu nedenle detektör köpekler uyuşturucu tacirlerinin korkulu rüyası haline gelmiştir. Düşünün ki uyuşturucu maddenin bir tek zerresi bile köpeğin bulması için yetiyor. Hele ki bu zerrelerden biri saklama kabının dışına bulaşmışsa köpek tarafından bulunması çok daha kolay oluyor. Köpekler bu maddeleri bulmakla yetinmiyor, onu oraya yerleştiren kişileri, ne kadar inkar etseler de parmak izlerinin kokusundan tanıyor ve adalete teslim ediyorlar.

Koku alma yeteneği bakımından köpek ve insanın karşılaştırılması

Canlıların bir kokuyu algılayabilmeleri için koklanan havadaki molekül sayısı belli bir yoğunlukta olmalıdır. Örneğin insanların koku alabilmeleri için 1 cm3 havadaki molekül sayısının en az 700 milyon olması gerekir. Oysaki köpek için bu rakamın 10 bin olması yeterlidir. Bu rakamlar bize köpek burnunun hassasiyetini göstermektedir. Bu kadar az sayıdaki koku molekülü algılama yeteneği hiçbir cihazda yoktur. Zaten öyle olsaydı gümrük kapılarında uyuşturucu kontrolü yapılırken bu kadar zahmete girilmez, köpek yerine böyle cihazlar kullanılırdı.

Köpekteki bu olağanüstü yeteneğin sırrı burun yapısı ve beyindeki koku merkezinin yapısıyla alakalıdır. Beyindeki koku soğanı bizimkinden 20 kat büyüktür. Burunda koku moleküllerini algılayan hücre sayısı bizde cm2de 8 milyonken bazı ırk köpeklerde bu sayı cm2de 250 milyonu bulur.

Tıp bu yetenekten faydalanabilir mi?

Tabiî ki bu müthiş koku alma yeteneği sayesinde en yakın dostumuz köpek, insanoğluna birçok konuda yardımcı olabilir. Sadece uyuşturucu aramada değil, patlayıcıları, enkaz altındaki insanları, cesetleri arayıp bulmada, suçlunun suç mahallinde bıraktığı en ufak eşyasını koklaması sayesinde suçluyu diğer şüpheliler arasından tereddütsüz ayırt etmede, iz takibinde ve tabi ki tıpta da bu yetenekten faydalanabilinir.

Çeşitli Üniversitelere bağlı ya da bağımsız araştırma enstitülerinde bu konuyla lakalı çalışmalar devam ediyor. Örneğin Ingilterede Aylesburyde Cancer and Bio-Detection Dogs Research Center veya Japonyada Sugar Cancer Sniffing Dog Training Centre, Amerikada, Auburn Üniversitesi gibi bazı üniversitelerde köpek koku arama enstitüleri var. Geçen sene ilk defa Isveçte dünyanın çeşitli üniversitelerinin katılımıyla . Avrupa Köpek Koku Arama Konferansı düzenlendi. Kore de yine böyle bir merkezde kanser teşhisinde çok yetenekli olduğu görülen Marine isimli bir labrador ırkı köpek klonlanarak çoğaltıldı.

Kısacası köpeğin koku alma yeteneğinde bir sınır yok. Kanseri, kanda şeker yükselmesini ya da azalmasını, kalp krizlerini, sara nöbetlerini önceden fark edebiliyor, zehirleri, dışkıda gözle görünmeyen solucan yumurtalarını koklayarak ayırt edebiliyor. Hatta öğretilirse şeker düzeyi yüksek olan gıda maddelerine karşı sahiplerini uyarabiliyorlar.

Dünya, bu burundan daha iyi bir detektörün olamayacağının farkında ve bu yetenekten daha fazla yararlanma yollarını araştırıyor. Biz ise “olur mu böyle şey?” demekten öteye gitmiş değiliz.

Oysa ülkemizde ciddi bir kanser gerçeği var. Ülkemizde kalp hastalıklarından sonra en önemli ölüm nedenlerinden biri olan kanser hastalıkları nedeniyle her geçen gün daha fazla sayıda insanımızı kaybediyoruz. Dolayısıyla ülkemizde köpeklerin kanseri ucuz ve erken teşhis etmekte yarar sağlayıp sağlayamayacağı sorusu daha da önemli hale geliyor.

Tıp biliminin bu konuya ilgisi yeni mi? Tabi ki değil. Bu konudaki ilk makaleyi 1989 ayında yayınlanan Lancet Dergisinde görüyoruz. Ayağındaki kahverengi lekeler nedeniyle hastaneye gelen bir kadın, köpeğinin bu lekelere garip tepkiler verdiğini söylüyor. Bunun üzerine Williams and Pembroke adlı araştırıcılar bu lekelerin melanoma denilen kanser türünden kaynaklandığını saptıyorlar. Böylece bu araştırıcılar köpeklerin kanseri fark edebileceği görüşünü ortaya atıyorlar.

2004 yılında Willis ve arkadaşları bir deney ortamı tasarlıyorlar ve altı köpeğe idrar kesesi kanseri olan hastalardan aldıkları idrar örneklerini koklatarak, tümör kokusuna karşı tepki vermesini öğretiyorlar. Sonuçta köpekler %41 başarıyla kanserli teşhis ediyorlar. British Medicine Journal” adlı bilimsel dergide yayınlanan bu makale bu konuda yapılmış ilk deneysel araştırma sonuçlarını ortaya koyuyor. Bu çalışmada alınan %41 lik sonuç azımsanacak bir sonuç değildir. Ancak köpekler iyi koku alma özelliklerine göre seçilmemişlerdi. Bu yeteneklerine göre test edilerek seçilen köpekler kullanılsaydı başarı oranı çok daha yüksek olabilirdi. Nitekim daha iyi tasarlanmış bir deney ortamında çalışan Polonyalı araştırıcılar, köpeklerin %8 ye varan doğrulukla kanser teşhis ettiğini saptadılar.

Bir grup Isveçli araştırmacı ise 2008 yılı Haziran ayında yayınlanan “Integrative Cancer Therapies adlı tıp dergisinde, köpeklerin yumurtalık kanserlerini %97,5-%100 oranında doğru olarak teşhis ettiklerini, hatta kanserin hangi aşamada olduğunu ayırt edebildiklerini ortaya koydular.

Kısacası köpekler kanseri hatasız olarak teşhis edebilirler. Eğer kurulan deney ortamında bu netice elde edilemiyorsa eksiklik köpeklerde değil, bu ortamı doğru olarak tasarlayamayanlardadır.

Bilindiği gibi kanserde erken tanı yaşam kurtarıcı olabiliyor. Ancak tümör, cihazlarda tanınacak büyüklüğe erişmeden veya kanda bazı değişimler oluşmadan önce teşhis koyabilmek kolay değil. Ama köpekler için kanseri fark etmenin hiç de zor olmadığını, on binlerce dolarlık cihazların yapamadığını kolayca yapabileceklerini söylemek mümkün. Yeter ki doğru köpeklere, doğru şekilde koku eğitimleri verilsin.

Kanserli hasta farklı kokular mı yayıyor ki köpekler bunu ayırt edebiliyor?

Organizmada moleküler düzeyde hücresel artıklar, protein, yağ ve karbonhidrat niteliğindeki maddeler vücuttan ter, solunum havası, idrar ve dışkı yoluyla dışarı atılırlar. Yayılan bu moleküller ya yaşam ömrünü tamamlayıp yıkılan hücrelerden ya da yaşayan hücrelerin metabolik artıklarından kaynaklanır. Sağlıklı hücrelerle kanserli hücrelerin artıkları da birbirinden farklıdır.

Köpeklerin hangi farklı maddeyi ayırt edebildikleri netlik kazanmış değildir. Gaz kromatografisiyle yapılan araştırmalarda akciğer kanserli hastanın soluğunda yoğun olarak bazı alkanlar, metilleşmiş alkanlar, benzolün aromatları ve türevleri saptanmıştır. Portekizli araştırıcı Balseiro, köpeklerin suda çözünür nitelikteki tümör antijenleri veya lökosit antijenlerine (HLA) ait molekülleri koklayabildiklerini ileri sürmüştür. Netice olarak insan vücudunda çeşitli hücrelerin açığa çıkardığı bazı biyokimyasal uçucu bileşiklere ait kokular idrar, salya, nefes, dışkı, ter veya diğer salgılarla dışarıya ulaşır. Bu maddeler ait kokular kanser veya bazı hastalıklar için tipiktir.

Bunların bir kısmını biz bile duyabilir ve bazı hastalıkları anlayabiliriz. Örneğin şeker komasında veya açlıkta aseton, böbrek yetmezliklerinde amonyak, bazı karaciğer yetmezliklerinde bozulmuş balık, arsenik zehirlenmesinde sarımsak kokusunu hissedebiliriz.

Ancak normal veya kanserli hastada dışarıya atılan kimyasallar çoğu kez sadece özel cihazlarla saptanabilecek kadar düşük düzeydedir. Bunları bizim koklayarak algılamamız söz konusu olamaz. Köpekler ise bu cihazların bile saptayamayacağı kadar düşük düzeydeki molekülleri rahatlıkla koklayabilirler. Yine bu köpekler 20 Ağustos tarihli American Chemical Society’nin kongresinde Dr.Petri nin ifade ettiği gibi, biyopsi alınması sakıncalı olan hastalarda faydalı olabilirler.

Köpekler kanseri fark edebilirler ama bunu bize nasıl ifade ederler?

Bunun için özel bir eğitim gerekir. Bu eğitimin temeli, kanserli hastaların vücudunda salgılanan kimyasalları köpeğe tanıtmaya ve bu kokulara verdiği tepkiyi ödüllendirmeye dayanmaktadır. Koku eğitimi arama-bulma oyunlarıyla yapılır. Narkotikte kullanılan eğitimlere çok benzer. Köpek, kanserli hastadan alınan numunenin bulunduğu topu bulduğu zaman ödüllendirilir. Köpek tabi ki kanseri teşhis ettiğinin farkında değildir. O, sahibinin komutunu dinlemiş ve istenilen topu bularak ödülü ve okşanmayı hak etmiştir.

Sonuç:

Kanseri tanıyabilmek böylesine muhteşem koku yeteneğine sahip olan köpekler için sadece basit bir oyundan ibarettir. Yeter ki biz bu oyunun tasarımını doğru yapalım, ne istediğimizi onlara anlatmanın yolunu bulalım. Olur mu böyle şey diyerek insanlığı bu olanaktan mahrum etmeyelim.
 
Yetkiliye Raporla   Kayıt Tutuldu Kayıt Tutuldu  
 
Son Düzenleme: 28/05/2010 18:37 tarafından admin.
  Herkesin yazı yazması yönetici tarafından engellenmiştir.
EN ÜST Cevapla
Sistem: FireBoardGönderileri Masaüstünüze Alın